← Tüm Yayınlar Aile & Miras Hukuku

Evlilik Birliği İçinde Şirket Hisselerinin Hukuki Niteliği ve Değer Artışının Tasfiyeye Etkisi

Av. Buket Altufan Ulu
Av. Buket Altufan Ulu

Şirket hisselerinde konjonktürel artış” ve “endüstriyel artış” ın tasfiyeye etkisi

Evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte gündeme gelen mal rejiminin tasfiyesi, özellikle eşlerden birine ait şirket hisselerinin hukuki statüsü ve bu hisselerde evlilik süresince meydana gelen değer artışının paylaşım rejimine etkisi bakımından, uygulamada en fazla uyuşmazlık yaratan alanlardan birini teşkil etmektedir.

Türk hukukunda mal rejiminin tasfiyesi, 2002 yılı öncesi ve sonrası bakımından farklı hukuki sonuçlar doğuran bir sistem üzerine kuruludur. Bu çerçevede, malvarlığı unsurlarının tasfiyesinde yalnızca hukuki nitelendirme değil, aynı zamanda bu nitelendirmenin ekonomik sonuçları da belirleyici olmaktadır. Bu bağlamda, özellikle şirket hisselerinin hangi mal grubuna dahil olduğu ve bu hisselerde evlilik süresince meydana gelen değer artışının tasfiyeye ne şekilde yansıtılacağı, çoğu durumda somut olayın özelliklerine bağlı olarak ayrıntılı bir değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.

01.01.2002 tarihinden önce veya evlilik öncesinde edinilen, miras yoluyla kazanılan veya bağış gibi karşılıksız kazandırmalarla elde edilen şirket hisseleri kural olarak kişisel mal niteliğindedir. Bu durumda hisselerin kendisi tasfiye dışında kalmakta; diğer eş bakımından doğrudan bir katılma alacağı gündeme gelmemektedir. Bununla birlikte, şirket hisselerinde evlilik süresince meydana gelen değer artışının aynı hukuki rejime tabi olacağı yönünde mutlak bir kabulden söz etmek mümkün değildir.

Kişisel mal niteliğindeki şirket hisselerinde gerçekleşen değer artışının hukuki niteliği, bu artışın kaynağına göre belirlenmektedir. Değer artışının, hissedar eşin kişisel emeği, bilgi birikimi, yönetim fonksiyonu veya olağan faaliyet sınırlarını aşan katkıları sonucu ortaya çıkması halinde, söz konusu artışın edinilmiş mal olarak nitelendirilmesi ve diğer eş lehine katılma alacağına konu edilmesi gündeme gelebilecektir. Buna karşılık, artışın piyasa koşulları, ekonomik koşullar, sektör dinamikleri veya şirketin genel performansına etki eden dışsal faktörlerden kaynaklanması halinde, bu artışın kişisel mal kapsamında kaldığı kabul edilmektedir.

Doktrinde bu ayrım, değer artışının kaynağı esas alınarak “konjonktürel artış” ve “endüstriyel artış” kavramlarıyla ifade edilmektedir. Bu çerçevede, piyasa koşulları, ekonomik gelişmeler ve sektör dinamiklerinden kaynaklanan değer artışları konjonktürel artış olarak nitelendirilirken; hissedar eşin şirket yönetiminde olağan faaliyet sınırlarını aşan katkısı sonucu ortaya çıkan değer artışları ise endüstriyel artış olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında da, şirket hissesinin kişisel mal niteliği ile bu hissede meydana gelen değer artışının hukuki niteliğinin birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği açık biçimde ortaya konulmaktadır. Özellikle evlilik süresince elde edilen karların dağıtılmayarak şirket bünyesinde bırakılması suretiyle gerçekleşen sermaye artışları ile hissedar eşin şirkette üstlendiği rol ve aktif katkısının şirket değerine etkisi, katılma alacağının kapsamının belirlenmesinde dikkate alınan başlıca unsurlar arasında yer almaktadır.

Bu ayrımın somut olay bazında yapılması, çoğu durumda yalnızca hukuki değil, aynı zamanda finansal ve ticari analizleri de zorunlu kılmaktadır. Nitekim değerlendirmede; hissedar eşin şirket yönetimindeki konumu, karar alma süreçlerine etkisi, şirkete sağladığı katkının niteliği ve yoğunluğu ile elde ettiği gelirlerin hukuki niteliği birlikte ele alınmaktadır. Bu kapsamda, hissedar eşin şirket faaliyetlerine aktif katılımı dolayısıyla ücret, huzur hakkı veya benzeri bir karşılık elde edip etmediği de önem arz etmekte; söz konusu emeğin karşılığının ayrıca karşılanmış olması, değer artışının edinilmiş mal kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tespitinde dikkate alınan unsurlardan biridir.

Öte yandan, değer artışının yalnızca piyasa koşullarından kaynaklanmadığı ve hissedar eşin aktif katkısının belirleyici olduğu durumlarda, ortaya çıkan ekonomik değerin bütünüyle kişisel mal kapsamında değerlendirilmesi, mal rejiminin temelinde yer alan denkleştirme ve hakkaniyet ilkeleriyle de bağdaşmayacaktır. Bu nedenle yargısal değerlendirmelerde, teknik hukuki ayrımların ötesine geçilerek somut olayın ekonomik gerçekliği esas alınmaktadır.

Sonuç itibarıyla, kişisel mal niteliğindeki şirket hisselerinde evlilik süresince meydana gelen değer artışının tasfiyeye etkisi, tek tip bir kurala indirgenemeyecek ölçüde çok boyutlu bir değerlendirme gerektirmektedir. Bu yönüyle konu, mal rejimi hukukunun klasik kategorileri ile ticari hayatın dinamiklerini kesiştiren, yüksek düzeyde teknik analiz gerektiren bir inceleme alanı olarak öne çıkmaktadır.

Bu yayınlar genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlıklar bakımından ayrıca hukuki destek alınması gerekir.